Fıratın Sesi Gazetesi
Son Dakika
Petrol İstasyonu karşısında Anız Yangını Siverek Belediyesi'nin Park Çalışması Şanlıurfa'da Mültecilerle ilgi Çalıştay Siverek'te Eğitime Kar Engeli KURSİYERLERDEN ÜCRETSİZ SAÇ KESİMİ METEOROLOJİ UYARDI KAR GELİYOR SİGARA KAÇAKÇILARINA BÜYÜK DARBE ZEHİR TACİRLERİNE ŞAFAK OPERASYONU YÜZME HAVUZU SEZONU KAPATTI SAHTE EHLİYETLE ESRAR SEVKİYATI
Petrol İstasyonu karşısında Anız Yangını
Petrol İstasyonu karşısında Anız Yangını
 
Siverek Belediyesi'nin Park Çalışması
Siverek Belediyesi'nin Park Çalışması
 
Şanlıurfa'da Mültecilerle ilgi Çalıştay
Şanlıurfa'da Mültecilerle ilgi Çalıştay
 
Siverek'te Eğitime Kar Engeli
Siverek'te Eğitime Kar Engeli
Muzaffer Bayram
 

SONRASI YOLCULUK

Muzaffer Bayram

muzafferbayram@yahoo.com
18 Şubat 2013 Pazartesi 11:33
Yazdır

Yoğunluğum nedeniyle uzun süredir bir yazı kaleme alamadım. “ Bir Adamlık Hikayeler” adlı kitabımdan bir bölümü köşeme taşımak istedim. Hoşlanacağınızı düşündüğüm güzel bir hikaye. Keyifli okumalar.

 

**

 

 

Ermiş Balık küçük balığa baktı yine. Bu sefer farklı gülümsedi. Bir delilik vardı gözlerinde ermişin. Küçük balık bunu da fark etti. “ Sana bir hikâye anlatmamı ister misin?” diye sordu küçük balığa. Küçük balık memnun, karşında duruverdi ermişin.

“Eskiden, çok eskiden yer, gök, deniz hepsi birmiş.” dedi ermiş.

“Öyle anlatır, öyle yazar tüm kitaplar. Öyle söyler ulu balıklar. Her canlı, her yaratılmış olan birmiş. Özü, sözü, biçimi, bir. Erin ve dişinin ayrımı yokmuş, hepsi balık ananın çocukları. Gökte uçanı, gölde yüzeni de bir. Şu kıyıda yaşayanlar da birmiş.

Üç çocuğu varmış balık ananın. Her bir çocuğun kendine has yetenekleri, kendine has bir dünyası varmış. En büyükleri gökyüzünde yaşamayı, bulutlara karışmayı çok severmiş. Güneşin tenine dokunmasını severmiş, yüksekleri, yüce dağları. Ne yerde, ne denizlerde gökyüzünde mutlu olduğu kadar mutlu olmazmış. Ortancaları çok iyi süzülürmüş gökyüzünde, çok iyi yüzermiş de, yeryüzü onun için bambaşkaymış. Yürüdüğü toprak öyle bir haz verirmiş ki kendisine, yerine başka bir şey koyamazsın. Yumuşak kuru toprağı avuçlarken mutluktan bir yere sığmaz olurmuş. Bir çiçeği koklarken, bir ağacın meyvesini dalından koparıp yerken, kendinden geçer, mest düşermiş. Dağ, bayır, ova demeden günlerini geçirirmiş ortanca olan. En küçüklerinde farklı bir sevda. Su gibi akar, su gibi kabarırmış. Suya dokunmadığı, yüzmediği bir anı yokmuş küçüklerinin. Yeryüzünde dolaşırken, gökyüzünde süzülürken rengi solar, canı çekilirmiş sanki. İçinde kocaman bir yalım ateş, gözlerinde kocaman alevler. Suyun serinliği dindirebilirmiş sade yüreğindeki bu ateşi. Büyükleri gökyüzünde süzülür gelir, ortancaları dağlardan bahçelerden dönermiş. Küçükleri günlerce görünmezmiş ortalıkta. Ne uyku, ne dinlenme; ne yiyecek bir şeyler. Dur durak bilmeden yüzer; arınmış, capcanlı dönermiş günlerden sonra yuvasına.

Balık ana bir gün toplamış çocuklarını başına.  “Yavrularım” demiş. “Yarın gök kararacak, çatısı düşecek göğün. Yarın suları kuruyacak her bir denizin, okyanusların. Yarın yeryüzü yarılacak. Kuruyacak tüm bahçeler, dağlar un ufak olacak. Bir tufan bu, bir yok oluş. Sonra yeniden yaratılış. Yarın bir unutkanlık sisi saracak her bir canlıyı. Sizlere birer hediye vermek istiyorum ben, şu kutuları. Yerin, göğün ve denizlerin özü var şu kutularda, sonsuzluğun ve birliğin özü. Tüm soruların cevabı var şu kutularda, tüm unutacaklarınızın. Ferah bir nefes, diri bir yaşam var kutularda. Mutluluğun tohumu ve bir sır... Size ait olan; onsuz olmayan, onsuz yapılamayan şey var. Sonra,” demiş, “hepimiz eksik yaratıldık, yaratılmış olmanın kuralı bu. Ama tamlığınıza götürecek “yol” var bu kutularda. Size özel bu kutuları almanızı istiyorum. Bugün bu emaneti öyle bir yere saklayınız ki, o tufandan, o unutuştan sonra, bulabilesiniz onları.”

Büyük olan almış hediyesini. Yalım bir ateş hediyesi, güneş gibi parlıyor ellerinde. Şöyle tartsan çok da ağır değil ya, yerin merkezine çekiyor sanki büyük olanı. Omuzlarında ve yüreğinde sonsuz bir ağırlık hissediyor büyük olan. Usulca uzaklaşmış oradan. Annesinin söylediklerini düşünüyor, gözlerinde bir öpücüğün sıcaklığı. Bir vedanın bıçak yarası sancısı yüreğinde. “Ne etmeli, nereye saklamalı” diyor içinden. “Çatısı düşecekmiş göğün...” Annesinin sesi yankılanıyor kulaklarında, soluksuz kaldığını hissediyor büyük olan. Yüreğini yokluyor sonra bir süre, susuyor. Aradığı şeyi yüreğinde buluyor. Bir rüzgâr esiyor o zaman. “Evet,” diyor. “Şu kutuyu göğün bulutuna saklayacağım ben, mavisine.  Yellere saklayacağımı bu emaneti. Her şeyi unuturum ya, kim olduğumu bile, gökleri unutamam ben. Şu rüzgâr beni çağırır her esişinde. Bu parıltı gözümü alır da, gökyüzünde bulurum emanetimi annemin.”

Ortanca çocuğu ağır başlı yaklaşmış annesine. Gözleri o çok sevdiği toprağa doğru bakıyor, başı önünde. Annesi yere düşen gözlerinden öpmüş ortanca çocuğunu. Bir veda öpücüğü... Yine usulca uzaklaşmış oradan ortanca olan. Ellerinde tüm bahçelerin kokusunu taşıyan hediyesi. Ellerinde tikenleri güllerin, kanatan. Ellerinde toprak kokusu, ağaç gölgeleri. Ellerinde yalım bir ateş, yaban çiçekleri, başak taneleri. “Yeryüzü yarılacakmış orta yerinden, dağlar un ufak olacakmış. Bahçeleri kuruyacakmış şu yeryüzünün.” Annesinin sözleri kulaklarında, gözlerinde bir veda öpücüğünün ağırlığı. “Nereye saklamalı” diyor, içi içini yiyor ortanca olanın. Yüreği çatlayacak orta yerinden. Yüreği un ufak, yüreği kuruyor. Baharın yeryüzünün uyanması gibi uykusundan, cevabı uyanıyor sorusunun yüreğinde bir yerden. “Tabii ya,” diyor sevinçli. “Toprağa gömeceğim ben. Her bir bitkisi yeryüzünün bu emanetin kokusunu taşıyacak biraz bedeninde. Her bir meyvesi bu toprağın, bu tadı taşıyacak özünde.  Kendimi unuturum ben, bu tadı, bu kokuyu unutamam. Beni kendine çeker emanetim ve bulurum sonunda.”

Küçük yavrusu hareketsiz duruyormuş olduğu yerde balık ananın. Yüzünde canlılık uçuvermiş, gözleri duru bir göl, gözleri bir içim su. Balık ana yaklaşmış küçük yavrusuna. Yavrularını ayırmazmış ya biri birinden, ana yüreği,  daha bir acıyormuş en küçüklerine. Kulağına fısıldamış yavrusunun. “Seni yalnız bırakmayacağım asla, üzülme. Sen ne yönü seçersen kendine, ben orada olacağım, unutma sakın. Biliyorum suyu çok seviyorsun sen. Çok yağmur yağacak; gökten su inecek yeryüzüne her daim. Nerde olursan ol, her bir damlayla sana dokunacağım, senle konuşacağım ben.” Gözlerinden öpmüş yavrusunu ve hediyesini bırakıvermiş ellerine.

Küçük olan kabarmış, kabarmış olduğu yerde. Sonra bir hışım dalmış denizlere. Soluksuz yüzüvermiş uzun süre. Gözlerinden bir veda öpücüğü akıvermiş yüzerken. En mavisinde denizlerin, bitkin yıkılıvermiş olduğu yere. Ellerinde bir uğultu, ellerinde serin bir kutu. Ellerinde masmavi yosun kokusu. Fırtınalar ellerinde, damla damla gök kuşakları, saydam, ışıltılı, pul pul. “Denizler, okyanuslar kuruyacakmış…” Annesinin sözleri sular altında yankılanan. Bir isyan yüreğinde, sonra dinginlik. “Ben hep yanında olacağım” diyor annesi. “Her bir damlada yüzünü okşayacağım.” Küçük olan, “ben” diyor, “unuturum ya her şeyi, kendimi bile, nasıl unuturum denizleri. Yüzmeyi nasıl unuturum. Şu bitkin düştüğüm mavilikte saklayacağım emanetimi. Deniz çeker beni kendine, bu sular. Her bir damlasında bu su fısıldar bana, emanetimin yerini.”

Küçük balık şaşkın bakıyor ermişe, kıpırtısız. “Hangi dersi çıkarmalı?” Bir hikâye akıyor damarlarında. Küçük balık büyüğü oluyor balık ananın ilkin. Pullarının bir sıcaklıkta eridiğini duyuyor. Sonra ortancası olup toprağın kokusunu çekiyor içine. Nasıl kokar merak ediyor kuru toprak. En son küçükleri oluyor. Hani gökyüzünde süzülebilen, yürüyüp koşabilen yeryüzünde sonra sulara dalan, kaybolan. Bir emanetin mavi ışıltısı göz kırpıyor az ötesinde. Ermişe bakıyor. Ermiş “yol” diyor, “her şeydir.” “Göldür yol.” “Dinlendiysen eğer,  yola çıkalım.”

Küçük balık yorgun bakıyor. “Aynı ermiş oyunu” diye bir sitem geçiyor içinden. Kızıyor ermişe ama dillenmiyor kızgınlığı. Bir yolculuğa hazırlanıyor ağır, doğruluyor. “Aynı derin mavisine düşüyorum gökyüzünün.” Sitemi kendisine. Kendine konuşuyor küçük balık. Bir acı duyuyor içinde, bir boşluk. Sonra bir ümit oluyor,  bir avuntu. “ Her balık bir gün uçabilecek.” Bir avuntuya sığınıyor. “Hem” diyor, “hepimiz balık ananın çocuklarıyız. Ve çocukları süzülebiliyormuş gökyüzünde, istisnasız. Sonra…” diyor. Hikâyenin sonrasının bir karanlık olduğunu şimdi fark ediyor.

Ermiş adeta duymuş küçük balığın içinden geçenleri,

“Sonrası, yolculuk” diyor.

“Bir arayış... Yol arayıştır.”

Küçük balık yola koyulan ermişe fark ediyor. Yakalıyor sonra hızlı yüzerek kendisini. “Sonra ne oldu?” diye soruyor. “Bir kıyamet, bir tufan koptu mu o gün?” Ermiş gülümsüyor. Bu soru mıhlıyor ermişi olduğu yerde.

“Sonrası yolculuk” diyor ermiş.

“Her balığın kıyameti kendi içinde. Kendi öz suyudur, buharlaşan, kuruyan.” Kendine konuşuyor yine.

“Ama bir yok oluş değil bu, yeniden dirilme.” Sevecen bir gülümseme yer ediyor sonra, ermişin gözlerinde.

“Evet, yavrum” diyor. “Balık ananın dediği gibi oldu her şey. Göğün çatısı düştü, yeryüzü un ufak. Bir bulut sardı her şeyi, bir karanlık. Suları yeryüzünün, kurudu. Gölleri, denizleri... Ama her canlının kıyameti, kendi içinde koptu. Yeni bir dünya kuruldu sonra. İşte yolculuk o gün başladı, arayış o gün. Silindi hafızası her canlının, ne olduğunu unuttu, neden olduğunu. Bir boşluk yüreklerinde. Bu boşluk uyutmadı hiç birini. Bu boşluk yeryüzüne taştı, gökyüzü boşaldı, yeryüzü de öyle.”

Ermiş bir nefes alıyor, şefkatle bakıyor küçük balığa, devam ediyordu.

“Sonra balık ananın büyük çocuğu kayıp bir şeyi olduğunu duydu içinde. O boşluk hemen oracıkta, yüreğinde. Rüyaları eksik. Soluduğu nefes... Teninde bir şeyler eksik. Yüzü soldu, bedeni soldu büyük olanın. Tadı kalmadı hiçbir şeyin, gayesiz dolandı, durdu. Yönsüz ve pusulasız… Gitmelerin kalmadı anlamı, gelmelerin de. Ortanca olan bir suskunluğa gömüldü. Hareketsiz, kıpırtısız çekildi kendi içine. Her soluğu biraz daha büyüttü boşluğu, incindi. Küçük olan kurudu, sade kurudu. Karanlık bir unutkanlığa sığındı küçük olan ve kurudu. Balık ana bir yağmur oldu ara ara. Bir sözü vardı yavrusuna. Dokundu küçüğüne her damlada. Okşadı onu, hem ötekileri. Her bir damlada bir kıpırtı, işte böyle yaşadı küçük olan.”

“ Sonrası yolculuk” diye devam etti ermiş.

“ Büyük olan içindeki çağrıyı duydu. Gökyüzü rüyalarında, göklere sığındı. Bu çağrı o kadar büyük, bu boşluk o kadar dayanılmaz, bir daha inmedi yeryüzüne. Uçtukça emanetine yaklaştı; içinde duydu bu yakınlığı. Uçtukça kendini buldu, kendine yaklaştı ama unuttu yeryüzünde yürümeyi, denizlerde yüzmeyi. Unuttu geride kalanları.

Ortanca olan, gözlerini diktiği toprakta duydu çağrının sesini. Tüm boşluklarını keşfetti yeryüzünün, kendi boşluğu kapandı. Bu arayışta yakınlaştı kendisine. Emanetini duydu toprağını işlerken, tadarken bir meyveyi dalından. Her yemişinde eksik bir tat; toprağı eksik yeşerdi, bir rengini sakladı yeşerirken. Ve gölgeleri ağaçların, eksik. Bir emanet hemen oralarda. Kokladı ortanca, duydu kokusunu; dokundu avuçlarken toprağı. Bir arayışta hala.

Küçük yavrusu balık ananın, sanki hiç büyümeyecek, yağan yağmurda çağrısını duydu emanetinin. Anası fısıldadı her yağmur yağarken yeryüzüne. Yüzünde süzülürken damlası, bir fısıltı. Akan yağmurla aktı küçük olan, sulara karıştı. Göllere, denizlere... Önce karanlığın unutkanlığını yıkadı bedeninden.  Kayıp emanetin boşluğu belirdi yüreğinde. Sonrası yangınlar. Sonrası kudurmuş bir açlık. Sonrası yolculuk, bir arayış sonrası. Deli, divane arayışlarda yaklaştı kendisine. Her bir damla küçük bir parçası emanetinin.”

Mutlu bir nağme gibi kesildi ermişin sözleri, mutlu gülümsedi. Soran gözleri küçük balığın “sonra ?” dedi. “Sonra ne oldu ?” Ermiş bir sırrı fısıldar gibi kırptı gözlerini. Yanık, kavrulmuş bir sesle “ sonrası yolculuk” dedi.

 

 

 

Köşe Yazısı Yorumları
Yorum Ekle
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.
 
Yazarlar
Finans
İMKB 100
USD ALIŞ
301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

USD SATIŞ
EURO ALIŞ
EURO SATIŞ
POUND ALIŞ
POUND SATIŞ
ALTIN ALIŞ
ALTIN SATIŞ
Anket
Sitemizin Tasarımını Beğendiniz mi?
Evet
Hayır
Daha Güzel Olabilirdi
Süper Olmuş
Videogaleri
Fotogaleri
Hava Durumu
Havadurumu
Tarihte Bugün
1861 Yıllarca süren Amerikan İç Savaşı sırasındaki İlk Bull Run Savaşı
Namaz Vakitleri
İmsak
05:16
Güneş
06:57
Öğlen
13:22
İkindi
16:49
Akşam
19:27
Yatsı
20:56
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Haber Sitesi Kur